2-Maun Suresi Anlamı ve Tefsiri

MÂÛN SÛRESİ

 

      İndiği Yer : Mekke

      İniş Sırası :

      Âyet sayısı: 7

      Nüzulü-İniş Sebebi:

 

    İniş sırasına göre on yedinci, mushaftaki sıraya göre yüz yedinci sûredir.

Te-kâsür sûresinden sonra, Kâfirûn sûresinden önce Mekke'de inmiştir.

    4-7. âyetlerin Medine'de münafıklar hakkında indiğine dair rivayet de vardır.

 

Surenin Adı:

Sûre adını son âyetinde geçen "mâûn" kelimesinden almıştır. "Eraeyte, Era-eytellezî, Dîn, Tekzîb, Yetîm" adlarıyla da anılmaktadır.

 

Konusu:

Sûrede, biri Allah'ın nimetlerini ve hesap gününü inkâr eden nankör, diğeri amellerini gösteriş İçin yapan riyakâr olmak üzere iki tip insandan söz edilmekte­dir.

 

Meali

 

Rahman ve rahîm olan Allah'ın adıyla...

1. Gördün mü dini yalan sa­yanı!

2-3. İşte yetimi itip kakan da yoksula yedirmeyi özendirmeyen de odur.

4. Vay haline o namaz kılanlara ki,

5. Onlar namazlarının özünden uzaktır­lar,

6. Halka gösteriş yaparlar.

7. Hayra da engel olurlar.

 

SURENİN TEFSİRİ (Yorumu):

1-3. "Gördün mü?" sorusu, burada şaşılacak bir tutumdan söz edileceğine, dolayısıyla konunun önemine dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.

 

       Âyetteki "din" ke­limesi, bilinen anlamı yanında "Allah'ın hükmü" veya "uhrevî yargı" mânasında da anlaşılabilir. Ancak bunların birini inkâr eden diğerle­rini de inkâr etmiş olacağı için sonuç değişmemektedir.

    Genellikle insanlar bir di­ne inandıklarım, dolayısıyla doğru yolda olduklarını, sonuçta mutlu olacaklarını, kendi dinlerine inanmayanların ise yanlış yolda olduklarını, dolayısıyla bedbaht olacaklarını söylerler.

        Nitekim Hz. Peygamber zamanındaki yahudiler, hristiyanlar hatta putperest Araplar bile böyle olduklarını İddia ediyorlardı. 

     Yüce Allah bu sûrede asıl dini yalan sayıp inkâr edenleri tarif ederek bun­ların kimler olduklarını ortaya koymuştur.

     Bunlar kimsesiz ve yardıma muhtaç du­rumda bulunan yetimi küçümseyerek onu itip kakan, yoksullara kendisi yardım et­mediği gibi başkalarını da buna teşvik etmeyen kimselerdir.

     Kuşkusuz bu özellik­ler birer örnektir; dini yahut âhiret sorgusu ve yargısını inkâr edenlerin başka özel­likleri de bulunmakla birlikte burada Hz. Peygamber dönemindeki

     İnkârcıların toplumsal ahlâkla ilgili en belirleyici ve yıkıcı tutumlarına İki ömek zikredilmiş­tir.

      Nitekim âyetin, putperestlerin tipik şahsiyetlerinden olan Âs b. Vâil hakkında indiği belirtilir.

      Bununla birlikte âyetin genel amacı, insan sevgisinden mahrumiyetin en belirgin tezahürleri olan bu tür davranışları sergile­yenleri kınamak ve bu yaptıklarının Allah katında en büyük kötülüklerden olduğu­na, bunların temelinde dini, Allah'ın hükümlerini yahut âhireti inkâr etmenin bu­lunduğuna insanların dikkatini çekmektir.

      Yetim ve yoksul toplumun zayıf ve himayeye muhtaç kesimlerini temsil eder. Bunlan küçümseye­rek hakaret eden, itip kakan kimse toplumdaki zayıfların haklarını çiğniyor de­mektir.

      Dinin insanlığa yönelik en büyük hedefi ise insanlar arasında sevgi ve da­yanışmayı, paylaşmayı sağlamak, sıkıntıların da mutlulukların da paylaşıldığı bir insanlık bilinci oluşturmaktır.

      Bu âyetler, bir taraftan bu tür davranışlar sergileyenleri kınarken diğer taraf­tan da gerçek dindarları yetim ve yoksullar gibi himayeye muhtaç olanlara yardım etmeye özendirmekte; İhtiyaç sahiplerine yardım konusunda başkalarını teşvik et­menin, hatta bunun için hayır kurumlan oluşturarak sosyal yardımı daha verimli, düzenli ve sürekli hale getirmenin gereğini vurgulamaktadır.

 

     4-7. Yukarıda İnsanlara karşı insanlık görevini yerine getirmeyenler kınan­mıştı; burada ise Allah'a karşı gerçek anlamda kulluk görevlerini yerine getirme­yenler eleştirilmektedir.

     Burada namaz kılmalarına rağmen kmananların olumsuz tutumlarına üç ör­nek sıralanmıştır:

a) Namazlarının özünden uzak olmaları.

b) İbadetlerinde halka gösteriş yapmaları.

c) Hayra engel olmaları. "(Namazlarının) özünden uzaktırlar" diye çevirdiğimiz "sâhûn" kelimesinin sözlük anlamı "unutanlar" olup bu bağlam­da "namazlarım vaktinde kılmayanlar" şeklinde yorumlayanlar bulunmuşsa da Ta-berî, bizim de mealde esas aldığımız yorumunda "sâhûn" kelimesini "namazı cid­diye almayanlar, başka şeylerle meşgul olmayı namaz kılmaya tercih edenler" şek­linde anlamanın daha isabetli olduğunu, bunun vaktinde kılınmaması veya büsbü­tün terkedilmesiyle ilgili yorumu da kapsadığını belirtmiştir.

     Bir kim­senin namazı ciddiye almamasının, namaz kılıyor görünse bile onun özünden uzak kalmasının önemli bir sebebi, 6. âyette "riya" kavramıyla ifade edilen "halka gös­teriş yapma" eğilimidir.

     Riya, özellikle dinî davranışlarla ilgili bir terim olup "bir kimsenin, kendisinde bulunmayan dinî ve ahlâkî bir meziyeti, bir erdemi varmış gibi göstermesi, iyilik yapıyormuş gibi görünmesine rağmen yaptıklarıyla -iyiliğin din ve ahlâktaki karşılığından öte- maddî veya manevî bir çıkar amaçlaması" an­lamına gelir. İşte ayette bu tutum eleştirilmektedir.

     "Hayır" diye çevirdiğimiz son âyetteki "mâûn" kelimesini Taberî, "insanın yararına olan her şey" şeklinde tanımlar ve kelimenin âyetteki anlamının "zekât, farz olan sadaka, hakkı ödenmeyen mal, insanların kendi aralarında birbirinden yararlandırmadıkları nimetler, hak, ödünç, mal" gibi anlamlara geldiğine dair gö­rüşler naklettikten sonra kendisi "mâûn" kelimesinin bu bağlamda insanlara iyilik, hayır, nimetlerin paylaşılması gibi anlamlan kuşatan genel bir ifade olduğunu be­lirtir.

     Bu sebeple biz de mealde "mâûn"u geniş bir kavram olan "hayır" kelimesiyle ifade etmeyi uygun bulduk.

     Sûrede dikkati çeken önemli bir nokta şudur: İbadetlerde şekil şartlan da vaz­geçilmez olmakla birlikte, en az şekil kadar özen gösterilmesi gereken husus, imanla birlikte niyet, ihlâs, huşu, takva gibi kavramlarla ifade edilen öz ve içerik­tir.

     Kur'an'a göre ibadetlerde niyet ve ihlâs, tevhid ilkesinin ibadetteki yansıması­dır. Bunu Hz. Peygamber, "Allah'ı görü­yormuşçasına ibadet etmek" şeklinde belirtmiştir.

     İşte 4-6. âyetlerde "Vay haline o namaz kılanlara ki, onlar namazlarının özünden uzaktır­lar; halka gösteriş yaparlar" mealindeki eleştiriyle verilmek istenen mesaj budur.

      Sûrede dikkati çeken diğer önemli bir nokta da Allah'a gönülden ibadet et­mekle yardımlaşma ve dayanışmanın dindarlıkta birbirinden ayrılmazlığının vur­gulanmış olmasıdır.    

      Buna göre gerçekten dine inanan ve âhiret sorumluluğu taşı­yan insan hem Allah'a hem de yaratılmışlara karşı ödevlerinin bilincinde olup bunları tam bir ihlâs ve samimiyetle yerine getiren, kendisi iyilikler yaptığı gibi herkesin de iyilik yapmasına ön ayak olan, yardımlaşma ve dayanışmanın önünü tıkayan değil, aksine gelişip yaygınlaşmasına, bireyselliği aşarak toplumsal ve ku­rumsal bir yapı kazanmasına katkıda bulunan insandır.

       İslâm'ın hakim kılmak is­tediği gerçek ahlâk ve üstün insanlık işte budur.
                                                         KUR’AN YOLÜ  TEFSİRİ

                                                     Prof. Dr. Hayrettin Karaman,

                                                     Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı,

                                                     Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez,

                                                     Prof. Dr. Sabrettin Gümüş,

 

 Yayına Hazırlayan:  Akif EĞİT



 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !